Yarım asırdan fazla bir süre boyunca Suriye’yi demir yumrukla yöneten Esed rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesi, İsrail’i bu ülkeye karşı harekete geçirdi. Suriye’de halkın kendi kaderini ele almasını güvenliğine tehdit olarak kabul eden işgal devleti, önce 1974’te imzalanan barış anlaşmasına rağmen Golan Tepeleri’ndeki tampon bölgeyi işgal etti. Güvenlik bahanesiyle “Esed rejiminden kalan silahları ve silah depolarını” vurduğunu öne süren işgalci güç, bu saldırılarını da genişleterek hem belli aralıklarla Suriye’nin güneyindeki Dera ve Kuneytra kırsallarına askeri konvoylar gönderdi hem de hava bombardımanlarını yoğunlaştırdı. Suriye’den herhangi bir tehdit yönelmemesine rağmen önceki gün Dera’nın kuzeyindeki Neva beldesi yakınlarına bombardıman düzenleyen İsrail uçakları, 9 sivilin yaşamını yitirmesine sebep oldu. Terör devleti, dün akşam da Şam Kırsalı’ndaki el-Kisva beldesini vurdu. İsrail, başta Suriye’nin güneyindeki Suveyde ve Cebel el-Arap’ta yaşayan Dürziler ve kuzeydoğuda ABD desteğiyle geniş alanları işgal eden terör örgütü PKK/PYD üzerinden Suriye’yi bölmeye çalışırken, bu hamleleri de boşa çıkınca bu kez yeni kurulan Şam yönetimi ve onun hamisi olarak gördüğü Türkiye’ye tehditler savurmaya başladı.
Terör devleti İsrail, Şam’daki yeni yönetimden kendisine yönelik hiçbir tehdit gelmemesine rağmen son 4 ayda Suriye’ye 730’dan fazla saldırı düzenledi. Son olarak İsrail savaş uçakları, çarşamba gününü perşembeye bağlayan gece, Suriye’nin başkenti Şam’ın güneyi ile Dera’nın kuzey kırsalının yanı sıra Hama ve Humus kırsallarında yarım saat içinde 17 bombardıman gerçekleştirdi. Bombardımanlarda, 9 Suriyeli yaşamını yitirdi İsrail, Humus kırsalında T-4 Askeri Havaalanı’nı da hedef aldı. Eş zamanlı olarak Dera kırsalına giren İsrail ordusuna ait askeri konvoylar ise bölgedeki silahlı yerel gruplarla çatışmaya girişti. Yerel kaynaklar, İsrail ordusunun bu çatışmalarda kayıp vererek tampon bölgeye doğru kaçtığını bildirirken İsrail Savunma Bakanlığı iddiaları yalanladı.
Yaşanan olayların ardından bir açıklama yapan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail ordusunun Suriye’deki Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yı tehdit etti. Katz, amaçlarının yalnızca kendilerini korumak olduğunu iddia ederek, “Suriye’deki bombardımanlarımız, güvenliğimizi tehdit edecek hiçbir şeye göz yummayacağımızı mesajını gönderiyor. Colani’yi (Şara) uyarıyorum: Eğer İsrail’in güvenliğini tehdit edecek güçlerin Suriye’ye girişine izin verirseniz ağır sonuçlarla karşılaşırsınız” diye konuştu. Suriye Dışişleri Bakanlığı ise yayınladığı açıklamada, Suriye’nin yeniden toparlanmaya ihtiyacı olduğuna ve hiçbir bölge ülkesine tehdit arz etmediğine vurgu yapılarak, “İsrail’in Suriye’deki saldırılarının geçiş sürecini başarısızlığa uğratarak Suriye’nin toparlanmasına izin vermemeyi hedeflediğinin” altı çizdi.
Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’nin bölgeden izole edilmesi, mezhepçi ve etnik çatışmalara boğulması ve askeri gücünün yok edilmesi için her türlü yolu deneyen işgalci İsrail, Suriye halkının başarısız yıllarca acı çekerek gerçekleştirdiği devrime tutunması ve iç çatışmaya dönmeyi reddetmesiyle hayal kırıklığı yaşadı. Ahmed Şara liderliğinde, kurulan yeni hükümet başta bölge ülkeleri olmak üzere ABD, Fransa ve Almanya gibi ülkeler tarafından bile “Alanında uzman teknokratların oluşturduğu kapsayıcı bir hükümet” şeklinde niteleyerek hükümetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Netanyahu’nun “Aşırı İslamcı ve terörist” diyerek karalamaya çalıştığı Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ise hem bölge ülkelerinden Şam’a yapılan üst düzey ziyaretler hem de halkın desteğiyle meşruiyetini sağlamlaştırdı.
The Economist dergisinin önceki gün yayınladığı ankete göre, Suriyelilerin yüzde 80’i Şara’nın cumhurbaşkanlığını desteklerken, yüzde 70’i ise geleceğe daha güvenli baktığını, nüfusun üçte ikisi ise güvenlik durumunun düzeldiğini ifade ederek Suriye’nin geleceğine güvenle baktığını göz önüne serdi. İsrail’in bu süreçte azınlıklar üzerinden Suriye’yi bölme planları da suya düştü. Kuzeyde, terör örgütü PKK/PYD’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), dışardan gelen PKK unsurlarını ülkeden çıkarmayı ve kontrolü altındaki bölgeleri Şam’a devretmeyi kabul ettiği bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Güneyde ise Dürzi grupların çok büyük çoğunluğu Şam’a gelerek yeni yönetime olan desteklerini ilan etti.
İsrail’in Suriye’deki tüm girişimlerinin başarısız olması ve son olarak İsrail ordusuna bağlı kuvvetlerin Dera kırsalında yerel gruplar karşısında kayıp vererek kaçmak zorunda kalması, işgal devletini panikletti. Önce Başbakan Netanyahu, ardından Savunma Bakanı Katz ve Dışişleri Bakanı Saar, Türkiye’yi hedef alan açıklamalar yaptı. Netanyahu, mart ayında ABD’li yetkililerle yaptığı görüşmelerde, ABD kuvvetlerinin Suriye’den çekilmemesi gerektiğini söyledi. Netanyahu’nun, Rusya ile ilgili de temaslar kurarak eskiden olduğu gibi Suriye’de Türkiye’ye karşı Rus etkinliğinin sürmesi için girişimler yaptı. Dera’daki son çatışmaların ardından ise Türkiye’nin “Suriye, Lübnan ve diğer bölge ülkelerinde olumsuz roller oynadığını” iddia eden Savunma Bakanı Katz, “Son dönemde Şam ile Ankara arasında Suriye’de TSK’ya bazı askeri üslerin tahsis edilmesini ön gören anlaşmalar yapıldığı medyaya yansıyor. Türkiye, Suriye’deki yeni rejimin hamisi olmaya çalışıyor. Şam hükümetini İsrail’in güvenliğini tehdit eden güçlerin Suriye’ye girmesini engellemesi konusunda uyarıyoruz. Aksi halde vahim sonuçlarla karşılaşacaklar” diyerek Türkiye’yi hedefe oturtmaya çalıştı.
Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Saldırılar için “İsrail’in çatışmadan beslenen dış politika anlayışından başka bir izahı bulunmamaktadır” denilen açıklamada İsrailli bakanların, Türkiye’yi hedef alarak işledikleri suçları ve yayılmacı emellerini gizlemelerinin mümkün olmadığı vurgulandı. Bölge ülkelerinin toprak bütünlüğüne ve milli birliğine kast eden saldırılarıyla İsrail’in bölgenin güvenliği için “en büyük tehdit haline” geldiğinin altı çizilen açıklamada, Tel Aviv yönetiminin bölgede “stratejik destabilizatör” olarak hem kargaşaya neden olduğu hem de terörü beslediğine işaret edildi.